Dostluk Grubu Derneği, Göksenin Çakmak’ın konuşmacı olduğu bir sohbet düzenledi.
2 Şubat Pazar günü Karşıyaka Alaybey Sevgi Yolu üzerindeki Başkan Kafe’nin açık alanında bir araya gelenler felsefe ziyafeti çektiler. Dostluk Grubu Derneği Başkanı Göksenin Çakmak, felsefenin başlangıcını, Thales'den alıp Sokrates'e getirirken Sokrates'in ahlak anlayışını anlattı. Daha sonra çağımızın özgürlük anlayışını eleştirip, demokrasinin vazgeçilmez koşullarından bahseden başkan Çakmak, Türkiye ve uluslararası hukuk anlayışından söz etti. Kuvvetlerin ayrılığı üzerinde durarak ülkemizdeki hukuk ihlallerinden örnekler veren Çakmak’ı aralarında derneğin başkan yardımcısı Nermin Aybatı, saymanı Nilgün Berent, denetim kurulu üyesi Nihal Ertem’in de olduğu kalabalık bir grup dinledi.
Göksenin Çakmak’ın konuşmasının özeti şöyle:
“FELSEFE BİZE UZAK OLMAMALI”
Bugün değişik bir konuyu ele alacağız. Dostluk Grubu Derneği’miz biliyorsunuz etkinliklerde bulunmak istiyor. Sosyal, sanatsal ve siyasal anlamda çalışmalarını sürdürüyor. Bu nedenle de dernek yönetim kurulundaki arkadaşlarımız dedi ki; “Bir görev verelim size. Siz felsefecisiniz, felsefeyle ilgili bir şeyler anlatır mısınız? Gelen üyelerimizi, konuklarımızı, misafirlerimizi bilgilendirebilir misiniz?” diye. Ben de “neden olmasın” dedim. Çayımızı içeriz bir taraftan, diğer taraftan da felsefeyi ele alırız. Gerçekten bize uzak olan bir konu felsefe. Neden? Çünkü hele hele son yıllarda insanların uyutulmaya çalışıldığı dönemlerde eleştiri yapmanın istenmediği dönemlerde yaşıyoruz. Felsefe ise hayatı sorgulamaktır. İnsanı düşünmeye sevk eder. Her şeye şüpheyle ve eleştirel bakılmasına neden olur diye; yönetim güçlerini elinde tutanlar felsefeyle uğraşılmasını istemezler. Oysa felsefe bize uzak olmamalı.
"İNSANI İNSAN YAPAN ŞEY UYGARLIKTIR"
Ortadoğu, petrolün doğalgazın olduğu bölge. Mezopotamya, suyun olduğu bölge. Dış güçler; ABD, AB, İngiltere neden burayla ilgili? Sadece petrolden dolayı değil! İleride susuzluk sorunu olduğunda buraya yerleşerek hayatı uzatmak için, doğal afetlerden korunmak için de burayla ilgileniyorlar. Çünkü saydığım devletlerin sınırları okyanusa açılıyor. İleride büyük depremler, tsunamiler olduğu vakit, çevre değişiklikleriyle heba olacaklarını biliyorlar. Elli yıl sonra bakarsınız yüz yıl sonra ülkeleri eriyen buzul sularının altında kalıp yok olacak diye tahmin ediliyor. Bu yüzden şimdiden bu bölgeye yerleşmek istiyorlar. Zaten biliyorsunuz Mezopotamya kültürü; Sümer kültürü, bütün uygarlığın beşiğidir. Oradan çıkmıştır her türlü medeniyet gelişimleri. Muazzez İlmiye Çığ’ı yakın zamanda kaybettik biliyorsunuz, o bunları açıklamıştı. Dünya uygarlığının ilk nüvelerini Sümerlerde buluyoruz. Ardından Hititler ve Frigya olmak üzere Anadolu’da yerleşen kavimlerle başlıyor uygarlık. Uygarlık öncesi insan ilkel insan, mağara adamı, adeta hayvan gibi yaşayan bir canlı türü. İnsanı insan yapan şey uygarlıktır.
"FELSEFE BİLGELİK SEVGİSİDİR"
Felsefe, matematik, yazı da bu coğrafyada çıkmıştır. Felsefe, bilgelik sevgisi demektir. Peki, bilgelik nedir? Bilgelik iddialı bir kelime. Nedir iddiası? Eksiksiz olmak. Bilge dediğimiz zaman birisine, kusursuzluk anlaşılır, en çok bilgiye sahip olan anlaşılır. Ne zaman ortaya çıkıyor diye baktığımız vakit, milattan evvel 6’ncı yüzyılda ortaya çıkıyor. Ve nerede ortaya çıkıyor? Bugünkü Yunanistan’da değil, eski Yunanistan’da, Eski Atina’da ve Ege bölgesinde ortaya çıkıyor. O zamanlar Ege bölgesinde yaşayan toplumlar; Miletos (Milet) Ephesus (Efes) bölgesinde felsefe yapıyorlar.
Ve ilk filozof kimdir diyecek olursanız; Thales’tir. Ne yaptı da Thales, bu yaptıkları felsefe olarak değerlendirildi diye düşünürsek; o zaman geçerli olan meslek; teoloji. Yani din bilimi. Ama nasıl dinler? Çok tanrılı dinler. Eski Yunanistan’da Atina’ya gittiğinizde Akropolis yani “yüksek şehir” vardır. Hala korunan bir yerdir ve Tanrı heykelleri vardır. Çok tanrılı bir dönem yaşıyor insanlar. Zeus tanrıların başbakanı. Ona göre iş bölümü yapılmış, tanrıların her biri bir işe bakıyor. Eros mesela, aşk tanrısı. Bir bebek olarak tasvir edilmiş. Elinde yayı, oku olan bir bebek. Kimi âşık etmek istiyorsa ona okunu atar o âşık olur. Güzellik tanrıçası var mesela Afrodit. Dolayısıyla mitolojinin hâkim olduğu, masalların hâkim olduğu etkili bir dünyada birisi çıktığı zaman “maddenin ana yapısı nedir” yahut “varlığın ana maddesi nedir” diye sorguladığında buna “arke” demişler. Ve kalkmış kendilerine göre açıklamalar yapmışlar.
Buradaki fark nedir? Dini inanışın ötesinde insan aklını kullanmaya başlamanın başarısı. İnanç kolay bir şey. İnandığınız şey nedir biliyor musunuz? Bir şeye dokunmaktır. Bilmek, o şeyi kuşatmaktır. Şimdi bilmekle inanmak arasında fark var. İnandığınız zaman her şeyi kolay halledersiniz. Kadercilik zihniyeti inançla birlikte gelir. Eski Yunanlar, kadere çok inanmışlar; bunun adı fatalizmdir yani alın yazıcılığı. Kral Oidipus ve Antigone tiyatro eserlerinde bunu işler ve Sophokles bunu ele alır. Ama bilmek, bir şeyi açıklamak, bilimsel anlamda bir şeye varmak için düşünmek gerekir. İşte felsefe, ilk defa insan aklını varlığı anlamak için kullanmaya başladığı dönemdir.
"FELSEFE TARİHİ DERİN BİR ALAN"
İlkçağ felsefesi tabiat üzerine kurulmuş. Tamamen varlık üzerine kurulmuş. Varlığın maddesi nedir? Mesela bir kısmı su demiş, bir kısmı ateş demiş; bir kısmı “su, hava, toprak, ateş” demiş. Bir kısmı ama en önemlisi Demokritos, “atom” demiş. M.Ö. 5. yüzyılda. Bakın o zaman elektrik yok, hiçbir teknoloji yok ama varlığın ana maddesinin atom olduğu düşünülüyor. Nasıl oldu da söyledi bunu? Görünmeyen, uçuşan kılıklardır diye tarif ediyor ama atom zihniyetini ancak günümüzde bilebiliyoruz değil mi? Yüz yıl evvele kadar “atom” yoktu, seksen yıl önce “atomun parçalanması” gerçekleşti. Ama o zaman “atom” kavramını ilk defa kullanan Demokritos var.
Felsefe tarihi tabii ki çok derin, ayrıntılı bir alan. Felsefe ekolleri de var. Bunları saymak gerekirse mesela; bilginin kaynağı ve değeri diye ikiye ayırıyoruz. Bilginin kaynağı akıl mıdır, deneyim midir, duyum mudur? Tartışmaları yapılmış. Mesela rasyonalizm, bilginin akılda doğuştan olduğunu iddia eder. Empirizm, bilginin deneyle elde edildiğini söyler. Eklektizm, iki farklı görüşü bir arada değerlendirir. Önemli filozofların isimlerini anmak gerekirse; Sokrates, Platon ilkçağın düşünürlerindendir. En önemli düşünürlerden birisi İmmanuel Kant’tır. Ahlak felsefesi konusunda üstüne olmayan bir insandır. Kant’ın görüşlerini başka bir gün anlatmak isterim sizlere. Çünkü çıkarsız ahlak anlayışını savunan bir adam.
Sokrates, “düşünceleri nedeniyle asıldı ama onu asanların hiçbiri ortada yokken onun adı hala anılıyor” diyen Göksenin Çakmak, ahlakın öneminden bahsetti. Sohbet, ünlü modern matematikçi Russel’ın özgürlük üstüne düşüncelerinin ele alınmasıyla devam etti.