25/03/2025
Siyaset, yalnız siyasetçilere bırakılmayacak kadar ciddi ve önemli bir olgudur. Türkiye'de iç karışıklık çıkartmak için gerek hükümetin partisi içinde gerekse ana muhalefet partisi içinde bulunan bazı gizli eller, karışıklık için ne yapmak gerekiyorsa onu yapıyorlar. Sanki birbirlerine muhalif gibi davransalar da ortalığı karıştırmak için aslında müşterek hareket ediyorlar. Bu olayların altında; ABD, İsrail, İngiltere başta olmak üzere emperyalist blok yatıyor. Ortadoğu'da Suriye ve Irak'tan sonra sıra şimdi Türkiye'de. Terörle başaramadıklarını güvenlik kuvvetleri ile halkı karşı karşıya getirerek, iç savaşı tetikleyerek gerçekleştirmek istiyorlar. 123 polisin yaralanması 1133 öğrenci ve göstericinin gözaltına alınması sadece dış güçleri mutlu eder. O öğrencilerin anne babalarını ya da polislerin ailelerini değil! Emperyalist dış güçler, Türkiye ne kadar karışırsa o kadar çok mutlu olurlar. Protestolar şiddetlenirse, gelecekteki seçimler iptal edilerek olağanüstü hal uygulaması dahi devreye girebilmiş olacak! Ey Türkiye, yapılacak şey; sokaklara dökülmeyin, sakin ve mantıklı hareket edin diyorum öncelikle.
Şimdiden sonra, ülkemizdeki terör örgütleri ve ajanlar protesto topluluklarının içlerine sızarak, bombalama ve saldırı hareketlerini başlatarak halkı kırmaya çalışacaklardır. Ben polise asit atan kişinin, eylemci değil terörist ya da provokatör olduğunu sanıyorum. O nedenle tahriklere kapılmayalım diyorum. Şimdiye kadar eleştirdiğimiz toplumsal dengeyi hiç bulamayabiliriz. Daha baskıcı ve cezalandırıcı bir yönetimle karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü gerilimin yüksek olduğu dönemlerde; kolluk kuvvetlerine emir verme yani güç uygulama kapasitesine sahip olan devlet yöneticileri de ister istemez bu gücü kullanma istenci ortaya çıkacaktır. Yer yer polisin şiddet oranı ölçüsüz olabilecektir. Örneğin amirleri; "gaz kullanmayın" dediği halde talimatsız olarak göstericilere gaz sıkan polisler, bunu bilinçsizce yapmışlardır. Orantısız olarak göstericilerin üzerine şiddetle gitme durumları yaşanabilir. Çünkü polis de ağırlıklı olarak gençtir, onlar da en az karşıdaki göstericiler kadar heyecana kapılabilir ve aslında hedefi olmadığı eylemlerde kendisini hedef kurum zannederek ona göre konum alabilir. Bu zihnin psikolojik bir tepkisidir. Düşmanlarınız da böyle istiyor zaten! Algılarla oynamak ve toplum mühendisliği yapmak yolu ile hedeflerine ulaşmak istiyorlar. Amaç; Türkiye'yi ele geçirmek ve parçalamak! Onun için lütfen; sağduyulu, akılcı davranın!
Tabii polisin ve hükümetin de şunu anlaması gerekiyor. Sokaklara çıkanlar Ekrem İmamoğlu'nu cumhurbaşkanı seçmek için değil, ülkemizde gittikçe azalan demokratik özgürlüklere kavuşabilmek için Atatürk'ün hedef olarak gösterdiği çağdaş ve laik Türkiye'yi gerçekleştirmek için çaba sarfediyorlar. Yoksa sembolik "seçimcilik" oyununu benimsedikleri için değil.
Demokrasiler, zihinsel ve kültürel olgunluk ister. Hitabeti güçlü olan kişiler yönetimi ele geçirdiği zaman demogoglar türer. Eğer bu demogoglar zenginlerden ortaya çıkarsa oligarşi denilen "zenginler yönetimi" ülkeyi ele geçirir. Yasaları kendi çıkarları için kullanmaya başlarlar. Halk tepki gösterdiğinde ise baskıda bulunmaya dayanan "totaliter" yönetime geçilir. "Otokratik – Monarşik" bir uygulamada artık eşitlik, özgürlük ve adaletten eser olmaz. Kuvvetlerin ayrılığı denen; yasama, yürütme ve yargı yalnızca diktatörün eline geçer. Geçmişte Hitler'in, Mussolini'n, Çavuşesku'nun uyguladıkları gibi.
Sadece Batı ülkelerine bakmayalım. Kendi tarihimize, cumhuriyet tarihimize baktığımızda; ilk önce 1960 darbesi, daha sonra 1980 darbesi ve bu arada ara muhtıralar, müdahaleler ve tutuklamalar görülüyor. Kendi başbakanını, bakanlarını idam eden, genelkurmay başkanını terörist ilan edip hapse atan biz değil miyiz? Önce asıyor sonra da adını bulvarlara, üniversiteye, havalimanına veriyoruz. Şimdi ise sözde milliyetçiler arasında moda; "Bebek katili" dediğimiz adamı yıllar sonra terör örgütünün "kurucu önderi" diye ilan etmek! Yani, demokrasi sınavında hep sınıfta kalıyoruz. Hala çağdaş bir ulus olmadığımızın kanıtlarıdır bunlar. İşte bu yüzden kendini yönetemeyen ülkemizi dışardan yönetmeye çalışıyorlar. Demokrasi bizzat yaşanılarak ayakta kalır.
Demokrasi nasıl yaşanır peki? Sandıkla, seçimle, halk iradesinin yönetime, karar mekanizmalarına yansımasıyla. Bugünlerde Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasıyla başlayan süreci yaşıyoruz. Türk halkı her zaman mağdurun yanındadır. Ayrıca darbelerde tutuklanan Bülent Ecevit, Süleyman Demirel daha sonra başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak ülkeyi yönetmişlerdir. Garip olan şey sevdiklerimizi yerden yere çarpıp sonra da baştacı yapıyoruz. Demokratik tsunamiden kurtulursak düzene giriyoruz. Bu dönemde de aynı kural devam edecek; yani birileri hapishaneden çıktıktan sonra yine ülkenin sorumluluğunu üstlenecektir.
Pazar günü yapılan sandık girişimi bunun göstergesidir. Canlı bir kamuoyu anketidir. İstatistik, olayların sayıya dökülmesidir. Matematiksel bir irdelemedir. Böylece daha gerçek ve doğru sonuçlar ortaya çıkmış olur. Önseçim ve dayanışma sandıklarında 15 milyon insanın oy kullanması ne demek? Yani şu demek: Bugün seçim yapılmış olsaydı İmamoğlu ne kadar oy almış olacaktı? İyi de, henüz seçimlerin ne zaman yapılacağı belli olmayan Türkiye'de bu yöntemin iktidarı kızdıracağı da açıktı. Boşu boşuna, geleceğin cumhurbaşkanı adayı; kraldan çok kralcıların hezeyanlarına, medya ve internetteki trollerin insafsızlığına, parti içi yarışa girenlerin hizip kavgasına kurban edildi. Adeta bir kuzu vahşi hayvanlarla dolu kafese bırakılmış av gibi parçalanmaya mahkum edildi. Kuzu bu kafesten çıkabilir mi? Şimdiden sonra belki de bu görevi hiçbir şekilde ele geçiremiyecek şekilde zorda kaldı. Bu durum, ister istemez CHP'ye zarar verdi.
Son sözüm: Tıp bitirmeden doktor olunamaz. Yarım tedavi hastayı canından eder. Hukuk bitirmeden avukat, hakim olunamaz. İcabında mahkemeye zamanında verilmeyen delil, suçlananı yıllarca içeride çürütür. Masumiyet ilkesini hakim bilmediğinde; iyi niyete bakmadığında; tutuksuz yargılama olanağı varken tutuklama kolaycılığına ve zulmüne geçilir. Fakat hepimizin içinde bulunduğu otobüs freni patlamış vaziyette yokuş aşağı kontrolden çıkmış, hızla gidiyorsa ehliyeti olan biri de dümene geçmelidir. Ama ne var ki; koca devleti yönetmek için kişilerden hiçbir belge; ehliyet, liyakat ve de şeffaf dürüst yönetim anlayışı aranmıyor. Ya da birinden aranıyor ötekinden aranmıyor. Neden? Çünkü; kendisi demokrat olmayan bir insanın ülkesinin demokrat olması mümkün değildir. İşte, sonuç bu!